








"Ne kadar zengin olsan, ancak yiyebildiğin kadar yersin."
11/9/2008 ·
BU ŞİİRİ SANA YAZDIM
sen biranda girdin aklıma,
engel olamadım duygularıma,
kimdin neydin bilmiyordum ama,
vurulmuştum bir anda,
ben bunu bir yabancıya,
hayatımdaki meçhul adama,
ben bu şiiri sana yazdım,
sevince bir başka olur insan,
bir baska görünür dünya gözüne,
ve gerçektende sabahlara kada uyutmaz,
mum ışığında şiirler yazdırır aşk insana.
söylenenlerin hepsi doğruymuş meğer,
damardan şarkılar dinletip,
uykuya hasret bırakabiliyormuş,
bütün aşk şarkılarını kendine yorabiliyormus insan,
bana damardan sarkılar dinleten adama,
ben bu şiiri sana yazdım,
belki bir nisan yagmuru gibi gelip geçecekti,
belki de sacmaydı cocukluktu,
büyük olmasa şiirler yazdırırımıydı,
gecelerce aglatıp yürek acıtırımıydı,
beni geceler boyu ağlatana,
bu şiiri sana yazdım,
senden baskasını görmüyordu gözüm,
bakmaya kıyamadığımdın,
dilimden düşeyen sözüm,
bir gülüşün vardı siyahları beyaz yapardı,
aydınlatırdı körelmiş yürekleri,
işte ben o çapkın gülüşlü adama,
ben bu şiiri sana yazdım.
EMİNE GÖÇER
11/9/2008 ·
AHMET TUFAN ŞENTÜRK
1924 yılında Karaman’ın Sarıveliler ilçesine bağlı Esentepe (Lamos) Köyünde doğdu. Babasının adı Ali, annesinin adı Fatma’dır. Fakir bir ailenin çocuğudur. Ailesinin maddi durumunun iyi olmaması nedeniyle okula geç başlamıştır. Ankara’da memur olan Mustafa ağabeyinin yanına okumaya gider. İlkokulu okumak için Ankara’nın Solfasol Köyü ilkokuluna kaydolur ve ilkokulun ilk üç yılını bir yılda tamamlar. Daha sonra Göktepe Kasabası yatılı okuluna kaydolur ve ilkokulu burada tamamlar. Ortaokulu Bilecik’te yatılı olarak okur ve Liseyi de İstanbul’da Haydarpaşa Lisesinde yatılı olarak bitirir. Askerliğini yedek subay olarak tamamladıktan sonra Ankara’da İl Özel İdare Müdürlüğünde memur olarak göreve başlar. 1959 yılında Fahriye hanımla evlenmiştir. Daha sonra Ankara Hukuk Fakültesini de bitiren şair, Özel İdare Emlak ve İstimlak Müdürü iken 1975 yılında emekli olmuştur. 1976 yılında eşi vefat eden A. Tufan ŞENTÜRK Ankara’da Aşağı Ayrancı semtinde ikamet etmekte iken 09.05.2005 tarihinde Ankara’da vefat etmiş, cenazesi doğum yeri olan Sarıveliler İlçesi Esentepe Köyünde toprağa verilmiştir. Çeşitli dergilerde şiirleri yayınlanan şairin başlıca şiir kitapları şunlardır: Şarhoş Dünya, Mustafa Kemal, Allah Versin, Çakır Dikeni, Hepsinden Güzel, Sevgiyle.
Şair Ahmet Tufan ŞENTÜRK’ün eşine evlenmeden önce yazdığı Karanfilim şiiri.
KARANFİLİM
Mevsim Kış, geceler ayaz
Geceler uzun güzelim,
Soğuk sıfırın altında,
Elimde sigaram, gözlerim dalgın,
Vakit tam gece yarısı
Uyuyamadım.
Şarap içer gibi içtim hasreti,
Kara gömlek gibi giydim ayazı,
Geceyi çarşaf gibi çektim üstüme,
Seni ve baharı düşünüyorum.
Burası Ankara karanfilim,
Burası Ankara: Gecesi gündüzden ayaz
Hele sabahları sorma,
Bizim için değil bu şehir
Hava soğuk, odam soğuk
İnsanlar da öylesine.
Mevsim kış, vakit tam gece yarısı
Elimde sigaram, gözlerim dalgın,
Göğüs geriyorum tipiye, kar’a
Bir sana hasretim karanfilim,
Bir de bahara.
KARAMAN VE SEN
Karaman’a hiç gitmedik seninle
Görmedik çarşısını, pazarını, insanlarını
Dolaşmadık caddelerde, sokaklarda
Kalesine tırmanmadık elele
Sen görmedin karaman’ın güzelliğini
Hiç gitmedik ki seninle
Karaman’ın insanları bir başka candan
Hilesiz, riyasız,. Yabansı değil, sokulgan
Saman tozu, taze buğday, taze ekmek kokusu
Öpülesi, nasırlı elleri toprak toprak
Yüzleri güneş yanığı, gözleri bulutlarda
Karamanoğlu Mehmet Bey’in dili konuşulan dil
Yanımda, yöremde Türkmen kocası Yunus’lar
Erdemi, sevgiyi, güzelliği anlatır…
Sana Karaman’dan sesleniyorum, duy beni dinle
Sen görmedin karaman’ın güzelliğini
Hiç gitmedik ki seninle…
Açları doyuran verimli toprak
Göklere el açan uzun kavaklar
Konuksever, iyi yürekli insanlar
Tertemiz caddeler, sokaklar
Hele bir de mevsim baharsa
Rengarenk açılır güller, çiçekler
Çam kokulu, kekik kokulu solunan hava
Kendi ürünleridir yedikleri
Anaların ak sütü kadar helalinden
Buz gibi içilen sular
Şu dağlar Toros Dağları
Şu dağın ardında benim köyüm var
Karaman kimseye yad değil, yaban değil
Türk’e vatan olmuş bir kutsal toprak
Selçuklular, Karamanoğulları, Osmanlılar ve daha!
Daha niceleri de var..
Ulu Mevlanalar, büyük ozanlar
Ve Karacaoğlanlar, Aşık Yunuslar
Yiğitler, gaziler, kahramanlar
Gelip yurt edinip kutsamışlar…
Karaman Kalesine çıkıp seslensem
Sesim yankı yapar Toroslarda, ovalarda
Selam desem kuşa, kurda tüm insanlara
Sesimi ulu Mevlana duyar
Derviş Yunus duyar
Karamanoğlu Mehmet Bey
Sonra Karacaoğlan duyar…
Sana Karaman’dan sesleniyorum
Sen de kulak ver sesime, duy beni dinle
Sen görmedin Karaman’ın güzelliğin
Hiç gitmedik ki seninle.31/7/2008 ·
| |||
30/7/2008 ·
GENÇLİĞE HİTABE
Bir gençlik, bir gençlik, bir gençlik...
"Zaman bendedir ve mekân bana emanettir!"
şuurunda bir gençlik...
Devlet ve milletinin 7 asırlık hayatında dört devre...
Birincisi iki buçuk asır...
Aşk, vecd, fetih ve hakimiyet...İkincisi üç asır...
Kaba softa ve ham yobaz elinde sefalet ve hezimet..
Üçüncüsü bir asır... Allahın, Kur'an'ında
"belhümadal - hayvandan aşağı"
dediği cücetaklitçilere ve batı dünyasına esaret...
Ya dördüncüsü ?... Son yarım asır!..
İşgal ordularının bile yapamayacağı bir cinayetle,
madde plânında kurtarıldıktan sonra ruh plânında
ebedi helake mahkumiyet...
İşte tarihinde böyle dört devre bulunduğunu gören...
Bunları,yükseltici aşk, süründürücü satıhçılık,
çürütücü taklitçilik ve öldürücü küfür
diye yaftalayan ve şimdi, evet şimdi...
Beşinci devrenin kapısı önünde nur infilakı yeni
bir şafak fışkırışını gözleyen bir gençlik...
Gökleri çökertecek ve son moda kurbağa diliyle
bütün "dikey"leri "ya tay" hale getirecek bir çığlık kopararak
"mukaddes emaneti ne yaptınız?"
diye meydan yerine çıkacağı günü kollayan bir gençlik...
Dininin, dilinin beyninin, ilminin, ırzının,evinin,
kininin, kalbinin dâvacısı bir gençlik...
Halka değil, Hakka inanan,
meclisinin duvarında "Hakimiyet Hakkındır"
düsturuna hasret çeken, gerçek adâleti bu inanışta bulan
ve halis hürriyeti Hakka kölelikte bilen bir gençlik...
Emekçiye "Benim sana acıdığım ve seni koruduğum kadar
sen kendine acıyamaz, kendini koruyamazsın.!
Ama sen de, zulüm gördüğün iddiasıyla,
kendi kendine hakkı ezmekte ve en zalim patronlardan
daha zalim istismarcılara yakanı kaptırmakta
başı boş bırakılamazsın!" diyecek...
Kapitaliste ise "Allah buyruğunu ve Resul emrini
kalbinin ve kasanın kapısına kazımadıkça
serbest nefes bile alamazsın!" ihtarını edecek...
Kökü ezelde ve dalıi ebedde bir sistemin, aşkına,vecdine,
diyalektiğine, estetiğine, irfanına, idrâkine sahip bir gençlik...
Bir buçuk asırdır türlü buhranlar içinde yanıp kavrulan
ve bunca keşfine rağmen başını yarasalar gibi taştan taşa
çalarak kurtuluşunu arayan batı adamının bulamadığı,
Türk'ün de yine bir buçuk asırdır işte bu hasta batı
adamında bulduğunu sandığı şeyi,
o mübarek oluş sırrını,her sistem ve mez hebe ortada
ne kadar illet varsa devasının
ve ne kadar cennet hayâli varsa hakikatinin,
İslâmda olduğunu gösterecek ve bu tavırla yurduna,
İslâm âlemine ve bütüıı insanlığa model teşkil edecek bir gençlik...
"Kim var?" diye seslenilince, sağına ve soluna bakmadan
fert fert "ben varım!" cevabını verici,
her ferdi "benim olmadığım yerde kimse yoktur!"
fikrini besleyici bir dâva ahlakına kaynak bir gençlik...
Can taşıma liyakatini, canların canı uğrunda can vermeyi
cana minnet sayacak kadar gözü kara ve o nispette usule,
stratejiye uygun bir gençlik...
Büyük bir tasavvuf adamının benzetişiyle zifiri karanlıkta,
ak sütün içindeki ak kılı farkedecek kadar gözü keskin;
ve gerçek kahramanlık madeniyle sahtesini ayırdetmekte
kuyumcu ustası bir gençlik...
Bugün komik üniversitesi, hokkabaz profesörü,
yalancı ders kitabı,dema gog politikacısı,çıkartma kâğıdı şehri, muzahrafat kanalı sokağı,takma diş fabrikası,
fuhuş albümü gazetesi,mümin zindanı mâbedi,
temeli yıkık ailesi, hasılı kendisini yetiştirecek
bütün cemiyet müesseselerinden
aldığı zehirli tesiri üzerinden atabilecek,
kendi öz talim ve terbiyesine memur vasıtalara kadar
nefsini koruyabilecek, destanlık bir meydan savaşı
içinde ve bu savaşı mutlaka kazanmakla vazifeli bir gençlik...
Annesi, babası, ninesi ve dedesi de içinde olsa,
gelmiş ve geçmiş bütün eski mümin nesillerden hiçbirini
beğenmeyecek, onlara "siz güneşi ceplerinizde kaybetmiş
marka müslümanlarısınız !
Gerçek müslüman olsaydınız bu hallerden
hiçbiri başımıza gelmezdi!" diyecek ve gerçek
müslümanlığın "na sıl" ını ve "ne idüğü" nü
her haliyle gösterecek bir gençlik...
Tek cümleyle, Allahın, kâinatı yüzü suyu ,
hürmetine yarattığı Sevgilisinin fezâyı bütün yıldızlariyle
manto gibi saran mukaddes eteğine tutunacak,
ve O'ndan başka hiçbir tutamak,dayanak, sığınak
tanımayacak ve O'nun düşmanlarını ancak kubur
farelerine lâyık bir muameleye tâbi tutacak bir genç lik...
İşte bu gençliği, bu gençliğin ilk filizlerini karşımda görüyorum.
Şekillenmesi,billurlaşması için 30 küsur yıldır, devrimbazlık kodamanların viski çektiği kamış borularla kalemime
ciğerîmden kan çekerek yırtındığım, paralandığım ve
zindanlarda süründüğüm bu gençlik karşısında,
uykusuz,su suz, ekmeksiz,başımı secdeye mıhlayıp bir ömür
Allaha hamd etme makamındayım.
Genç adam! Bundan böyle senden beklediğim şudur:
Tabutumu öz ellerinle musalla taşına koyarken,
Anadolu kıtası büyüklüğündeki dâva taşını da
gediğine koymayı unutma ve bunu tek vasiyetim bil!
Allahın selâmı üzerine oIsun...
Surda bir gedik açtık; mukaddes mi mukaddes!
Ey kahbe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!..
Necip Fazıl KISAKÜREK
25/5/2008 ·
Mustafa Nevruz SINACI
Mustafa Nevruz Sınacı mustafanevruzsinaci@gmail.com
22/5/2008 ·
| Denetimlere eleştiri | |
| Artan vergi denetimleri, tepki çekerken, iş dünyası, “Denetimler sıkıntıdaki esnafı daha da zorluyor” diyor. Maliye ise, uygulamanın Konya’ya özgü olmadığını belirtiyor | |
|
26/12/2007 ·
| Resimin gerçek boyutunu görmek için buraya tıklayın. Orjinal boyut 640x447 |

25/12/2007 ·









"Ne kadar zengin olsan, ancak yiyebildiğin kadar yersin."
« Önceki ::
|
ŞİMALYILDIZI
|
|
|
VEDA HUDBESİ
| |